Mehdiyet Dersleri: Mehdevi Neslin Yetiştirilmesi, 1. Oturum | Nifakın Teşhisi: Zuhurun Ön Koşullarından Biri

بیان‌ها :: متن بیان‌ها :: ولایت و سیاست
Share:
Mehdiyet Dersleri: Mehdevi Neslin Yetiştirilmesi, 1. Oturum | Nifakın Teşhisi: Zuhurun Ön Koşullarından Biri
Mehdevi Neslin Yetiştirilmesi Konulu Mehdiyet Dersleri Dizisi

Nifakı Teşhis Etmek, Zuhurun Ön Hazırlıklarındandır

Künye:

  • Tarih: 1403 (2024)
  • Mekân: Tahran Büyük Fatımiyye - Muhibbân-ı Mevlâ Emirü'l-Mü'minîn (a.s) Heyeti
  • Konu: Mehdevi Neslin Yetiştirilmesi (İmam-ı Zaman'ı (a.f) Tanımak ve Ahir Zaman Bilinci)
  • Ses Kaydı: Burada
Üstat Ali Rıza Penahiyan, Tahran Büyük Fatımiyye'deki haftalık sohbetlerinde Mehdevi neslin yetiştirilmesi (İmam-ı Zaman'ı (a.f) tanımak ve ahir zaman bilinci) konusunu ele alıyor. Aşağıda bu konudaki ilk dersin özetini okuyabilirsiniz:

Resulullah'a (s.a.a) İman; Dindeki Asıl Mesele

İslam tarihi boyunca yaşanan asıl çatışma ve mücadele; Allah’ın varlığını ispatlamak, dindarlığın gerekliliği veyahut ahiret inancı üzerine olmamıştır. İnsanların genelde dinle bir problemi olmamıştır ve din fıtraten her daim varlığını korumuştur. Asıl mesele, Allah Resulü’nün varlığının yüceliği ve azameti üzerinedir.

Resulullah’ın yüceliği ve azameti yalnızca kendi çağına ve sadece o dönemin insanlarına has değildir; bütün peygamberler O’nu beklemiş, O’nun pak ruhuyla hemhâl olmuş ve Kur'ân-ı Kerîm'in açık beyanı uyarınca, son Peygamber’e iman etme hususunda kavimlerinden söz almışlardır. Bizler Peygamberimizle (s.a.a) kalbî bir bağ kurmak zorundayız. Aslında Peygamberimizin (s.a.a) evlatlarına ve İmamlarımıza beslediğimiz bütün bu muhabbet, O’nun mukaddes varlığının nurundandır. Hepimiz biliriz ki, Allah’ın velileri O kutlu Peygamber’in (s.a.a) nurunun tecellileridir. Bizler Peygamber’e (s.a.a) duyulan muhabbet ve imanı dindeki en büyük sır ve en mühim mesele olarak ele alabiliriz.

Resulullah'a (s.a.a) İmanın Hakikati, Bizzat Allah'a İmandır!

Allah'a iman etmenin ölçüsü, Resulullah'a (s.a.a) iman etmektir. Dolayısıyla bizzat Hatemü'l-Enbiya Efendimiz'in şahsıyla irtibat kurulmalıdır. Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) itaat etmek, aslında Allah’a gerçekten inandığımızı gösteren yegâne ölçüttür. Kur'ân-ı Kerîm’de buyrulur ki; eğer Peygamber’e itaat edersen fakat bu itaat esnasında kalbinde en ufak bir sıkıntı ve hoşnutsuzluk duyarsan, Allah’a andolsun ki iman etmiş sayılmazsın (Nisâ Suresi, 65. Ayet). Resulullah’a imanın hakikati ve bâtını, Allah’a imanın ta kendisidir. Doğru söylediğimizi ve Allah’a hakkıyla iman ettiğimizi nasıl anlayacağız? Bunun miyarı ve ölçüsü, Resulullah’a olan imandır.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.a) Şahsıyla İrtibat Kurmanın ve O'na Teslim Olmanın Gerekliliği

Peki, bu kalbî inanç ve imana nasıl ulaşacağız? Peygamber’in mucizelerini bizzat görerek mi? Görmeye lüzum yok; O'nun adını duymak ve siretini okumak bile bu hâli kalbimizde yeşertmeye kâfidir. Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) ruhu pek azametli ve yücedir; Yüce Allah, o muazzam şahsiyetle bağ kuralım diye O'nun evlatlarını bizlere göndermiştir. Onlar, Allah Resulü'nün elçileridir.

Dolayısıyla bizzat Resulullah’ın şahsıyla irtibat kurmak ve O’nun şahsiyetinin azametine inanmak müstakil bir öneme sahiptir. Kur'an ayetlerine göre Müslüman olmanın hakiki tefsiri, Resulullah’ın (s.a.a) emrine kayıtsız şartsız teslim olmaktır: “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam bir teslimiyetle kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisâ Suresi, 65. Ayet); Senin emrine öyle bir teslim olsunlar ki, ne tam bir teslimiyet! İşte hakiki Müslüman buna derler. O hâlde bizzat Peygamber’in (s.a.a) şahsına iman edilmeli ve O tasdik edilmelidir. Allah’ın O’nunla konuştuğunu ve O’nun Allah katında ne denli aziz olduğunu yürekten tasdik etmeliyiz.

Nifak Olgusu, Resulullah'tan (s.a.a) Sonra da Varlığını Sürdürdü

Peygamber Efendimiz (s.a.a) sancağı eline alıp risaletini tebliğ ettiğinde, toplumu derinden etkiledi ve buna karşılık birtakım güçler direnç gösterdi. Bütün iktidar tutkunları ve o iktidar sahiplerine eklemlenen tüm zayıf kimseler, Peygamber’in karşısına dikildiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.a) birkaç yıl içinde müşrikleri ve kâfirleri zayıflatarak bu merhaleyi aştı; nihayet durum nifak adı verilen bir olguya ulaştı. Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) buyurduğu şu şerif hadis gereğince: "Ben ümmetim için mümin veya müşrikten korkmam; çünkü mümini imanı [İslam toplumuna zarar vermekten] alıkoyar, müşriki ise küfrü bastırıp hezimete uğratır. Lakin sizin için asıl korkum, dili bilgili (laf ebesi) olan münafıktır; o sizin inandığınız sözleri söyler, fakat inkar ettiğiniz (kötü) işleri yapar." (Kenzü'l-Ummâl, Hadis: 29046). Peygamberimiz "Ümmetim için münafıktan korkarım" buyuruyor. Nifak olgusu Resulullah’ın (s.a.a) döneminde varlığını sürdürdü. Ondan sonra da bu nifak olgusu, Allah’ın velilerinin ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) pâk evlatlarının başına nice musibetler ve felaketler getirdi.

İmam-ı Zaman’ın (a.f) zuhuru vaktinde âlem nurla, bayındırlıkla, adalet ve hakkaniyetle dolacaktır. O, bütün güzellikleri yeryüzüne yayacaktır; zira nifak dönemi sona erecek ve "ve tüzillü bihe'n-nifâka ve ehleh" (İftitah Duası’ndan bir bölüm: 'Onun vesilesiyle nifakı ve nifak ehlini zillete mahkûm edersin') hakikati tecelli edecektir.

Resulullah (s.a.a) o yüce azameti ve manevi nüfuzuyla şirki yerle bir etmiş, İslam ümmetini inşa edip şekillendirmişti. Fakat hepimiz biliyoruz ki nifak baki kaldı ve vefatından sonra İslam'a ne ağır darbeler vurdu. Nifak, Eba Abdillah el-Hüseyin’in (a.s) mübarek başını gövdesinden ayırdı ve ailesini esir etti. İşte bu nifak, son derece dikkatle tanınması ve irdelenmesi gereken bir olgudur.  

Resulullah (s.a.a) Döneminde Nifak Çeşitleri

Resulullah’ın (s.a.a) karşısında duran nifakın birkaç merhalesi vardı.

Birinci merhale "yıkıcı nifak" idi; yani Mescid-i Dırar’ı inşa eden Abdullah bin Ubey ve benzerleri gibi İslam ümmetinin teşekkül etmesine karşı çıkan kimselerdi. Onlar İslam ümmetinin vücut bulmasını asla istemiyor ve sadece Müslümanmış gibi görünmeye çalışıyorlardı. Bu, nifakın bir aşamasıydı.

İkinci merhale "teslim olan nifak"tır; gücü yetmeyip mecbur kaldığı için boyun eğen nifaktır. Tıpkı artık açıkça tahribat yapamayacağını anlayınca teslim olan Ebu Süfyan gibi.

Üçüncü merhale ise "gasp eden nifak"tır; ne açıktan tahrip etti ne de öylece teslim oldu; bilakis Peygamber'den sonraki hilafet makamını gasp etmek için planlar kurdu. Asıl darbeyi vuran da işte bu nifak oldu.

Biz bugün bu üç nifak türü üzerinde konuşmalıyız; çünkü bizler, zuhur vaktinde nifakın zillete uğramasının zeminini hazırlayacak bir ümmet olmak gayesindeyiz.

Nifak Bilinci: Zuhura Zemin Hazırlamanın Temel Esaslarından Biri

Neden Emirü'l-Müminin Ali (a.s) üstü kapalı bir şekilde, "Resulullah’ın (s.a.a) kendi saflarında münafıklar olduğu gibi, benim saflarımda da münafıklar var" demek durumunda kalsın? İmam-ı Zaman (a.f) döneminde nifak zelil olacak demek ne anlama gelir? Demek ki bizim nifakı çok iyi tanımamız gerekir! 

Resulullah (s.a.a) döneminden sözünü ettiğimiz bu üç nifak türü bugün kendi toplumumuzda da mevcuttur ve zuhura zemin hazırlayabilmek adına bu üçünü de idrak etmeliyiz. Çünkü zuhur demek, münafığın ve nifakın zillete düşmesi demektir. Bizler bu nifak türlerinin tamamından teberri etmeli, onları tanıyıp deşifre etmeliyiz ki ancak o vakit zuhura layık olabilelim.

Münafıklığı daha iyi tanıyabilmemiz için Emirü'l-Mü'minin Hz. Ali’nin (a.s) kelamından istifade edeceğim. Şöyle buyuruyor: «قَطَعَ ظَهْرِی رَجُلاَنِ مِنَ اَلدُّنْیَا رَجُلٌ عَلِیمُ اَللِّسَانِ فَاسِقٌ وَ رَجُلٌ جَاهِلُ اَلْقَلْبِ نَاسِکٌ هَذَا یَصُدُّ بِلِسَانِهِ عَنْ فِسْقِهِ وَ هَذَا بِنُسُکِهِ عَنْ جَهْلِهِ فَاتَّقُوا اَلْفَاسِقَ مِنَ اَلْعُلَمَاءِ وَ اَلْجَاهِلَ مِنَ اَلْمُتَعَبِّدِینَ أُولَئِکَ فِتْنَةُ کُلِّ مَفْتُونٍ فَإِنِّی سَمِعْتُ رَسُولَ اَللَّهِ صَلَّى اَللَّهُ عَلَیْهِ وَ آلِهِ یَقُولُ یَا عَلِیُّ هَلاَکُ أُمَّتِی عَلَى یَدَیْ کُلِّ مُنَافِقٍ عَلِیمِ اَللِّسَانِ (Hisâl, c. 1, s. 69)» Dünyada iki grup insan benim belimi büktü: Biri, dili iyi laf yapan fâsık; diğeri ise kalbi cahil olan âbid. İlki diliyle kendi fıskını örter, ikincisi ise ibadetiyle kendi cehaletini... Âlimlerin fâsık olanından ve ibadet ehlinin cahil olanından sakının! Onlar, aldanmaya meyilli herkesin fitnesidir. Zira ben Resûlullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: 'Ey Ali! Ümmetimin helaki, dili iyi laf yapan her münafığın elindedir.' İki grup belimi büktü. Biri; dili iyi laf yapan münafık, yani başkalarını nasıl aldatacağını çok iyi bilen münafık. İkincisi; ahmak dindar. Yani kendisi münafık olmayan ama safdil olan dindar. Bunlar adeta yapışık ikiz gibidirler. Safdil insanlar münafıklara meydan açar, münafıklar da o safdilleri kandırır. Sonra safları kalabalıklaşır ve böyle bir ortamda basiret sahibi mümini mazlum ve çaresiz bırakırlar.

Safdilliği ve Münafıklığı Tanımanın Önemi

Biz insanlara öyle kolay kolay 'münafık' diyemeyiz; fakat 'safdil' diyebiliriz. Bizler ahir zamanda safdil müminler olmamalıyız; aksine nifakı tanımalı, münafığı teşhis edebilmeliyiz. Kimi zaman İnkılap Rehberi ve İmam Humeyni (r.a), bazı kimselere açıkça 'Siz safdilsiniz' diye hitap etmişlerdir. Düzenin büyüklerinin, bu ülkeye gerçekten hıyanet etmiş olan bazı siyasetçilere 'Siz sığ düşüncelisiniz, safdilsiniz' buyurduklarını iyi biliyorum. Bu en doğru ifadedir. Safdil insan; münafıklığa aldanan ve bazı kimselerde nifakın var olabileceğine bir türlü inanmayan kimsedir.

Bu olgu toplumumuzda mevcuttur ve zuhur gerçekleşene dek de bu olguyla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz. Kendimizi hem safdillikten hem de nifaktan kurtarmalıyız; hem safdilliği hem de münafıklığı hakkıyla tanımalıyız.

Mehdiyet Dersleri: Mehdevi Neslin Yetiştirilmesi, 1. Oturum | Nifakın Teşhisi: Zuhurun Ön Koşullarından Biri

Now Playing (1 / 1)

تربیت نسل مهدوی/ج۹

00:0000:00
58:17

Your feedback on this article

Share your thoughts, suggestions, or comments regarding this article.

Related Articles

HomeSpeechesVideosBooksSchedule